CTP’nin vereceği iki karar…

Yayın Tarihi: 26/06/24 07:00
okuma süresi: 8 dak.

Son yazdığım makalede, Tayyip Erdoğan’ın 20 Temmuz günü KKTC Meclisinde yapacağı konuşmaya atıfta bulunup, bununla ilgili başka bir makale yazmayı düşündüğümü söylemiştim.

Dolayısıyla bugünkü konumuz budur.

Malumunuzdur, Erdoğan en son KKTC Meclisine gelip konuşma yaptığında tarihler 19 Temmuz 2021’i gösteriyordu.

Fakat o konuşmanın içeriğinden çok CTP’nin o gün yaptığı boykot gündem olmuştu ve ben de bu tavrı hararetle alkışlamıştım.

Belki de son 5 yıllık siyasi tarihin en anlamlı ve kritik siyasi tavrı, öncesi ve sonrasıyla çok konuşulmuştu.

Bir kere öncesinde boykot gündemiyle toplanan CTP Parti Meclisinde son derece çetin tartışmalar yaşanmış, en sonunda da yüzde 90’a yakın bir destekle boykot kararı çıkmıştı.

O günkü tartışmada açıkça “meclise girelim” tavrı alan Genel Başkan Tufan Erhürman büyük bir mağlubiyet almış ama sonrasında hiçbir şey yokmuş gibi görevine devam etmişti.

Dünyanın hiçbir yerinde kendi PM’si tarafından bu derece büyük bir mağlubiyete uğratılıp, böylesi kritik bir kararda partisiyle ters düşüp göreve devam eden bir başkan göremezsiniz. Fakat son 10 yıldır CTP’ye iyiden iyiye hakim olan siyasetsizlik ya da tabiri caizse “altın başka, üstün başka” oynaması hali, böylesi garabetlerin ortaya çıkmasına yol açmış durumdadır.

O zamanın boykot kararı son derece haklı ve geçerli bir zemine sahipti: 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yapılan pervasız müdahale.

Gerçi parti o zaman yaptığı açıklamalarda bunu “Türkiye ile Kuzey Kıbrıs ilişkilerinin doğru zeminden çıktığı" ve “Türkiye'nin tepeden bir bakışla adaya baktığı” şeklinde sebeplerle ortaya koymuştu ama yine de mesaj yerine gitmiş, dünya basınına bile konu olmuştu.

O boykot kararı hiç kuşku yok ki önemli kırılmalara ve sonuçlara yol açmıştı. Türkiye ile CTP’nin zaten son dönemde çok iyi olmayan ilişkileri zarar görmüş, iş en nihayet dönemin dışişleri bakanının meclise gelip “aranızda PKK terör örgütü sempatizanları var” demesi noktasına kadar varmıştı.

Şimdi gelinen noktada partinin vermesi gereken iki karar vardır. Bunlardan birincisi elbette Erdoğan’ın meclis konuşmasıdır. İkincisiyse Külliye meselesi…

Birincisinden başlayacak olursak, CTP lideri Tufan Erhürman dün sürpriz bir şekilde Ankara’ya uçmasına bakmak zorundayız.  

Sürpriz diyorum çünkü öncesinde herhangi bir bilgimiz yoktu. Erhürman, dün vardığı Ankara’da önce AKP’yi ziyaret edip Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, ardından da CHP’yi ziyaret edip Genel Başkan Özgür Özel ile görüştü. Sonrasında TOBB Genel Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile görüşen Erhürman, bu sabah da gazetecilerle kahvaltıda bir araya gelecek.

Belli ki CTP lideri, Türkiye ile “raydan çıkan” ilişkileri tekrardan yoluna koyma amacı gütmektedir. Aynı zamanda 2021 boykotunda ortaya konulan ‘bizimle iletişim kurmadılar’ şeklindeki bahaneyi ortadan kaldırmak, ‘bakın kurdular, boykota gerek yok madem’ şeklinde zemini de oluşturmaktır.   

Bu durumda CTP’nin yeni bir Erdoğan boykotu yapmayacağına kanaat getirebiliriz.

Bunun bir sebebi de yakında start alacak olan Tufan Erhürman sonrası CTP Başkanı kim olacak yarışıdır da. 

Gerçi bu noktada bir takım başka söylentiler duyduğumu da yazmam gerekir.

Deniliyor ki, CTP, yakında bir tüzük kurultayı yapıp, Tufan Hoca’yı görevi bırakmaya zorlayan “en fazla 3 dönem” başkanlık meselesini bir dönem daha uzatma niyetindeymiş.

Böylesi bir gelişme karşısında Cumhurbaşkanlığına aday olarak Özdil Nami’nin adı geçiyor. Hatta bence kesin isim odur.

Bunun sebebiyse, Türkiye’nin yeni siyasetinden ödün vermeyeceği, dolayısıyla Erhürman’ı başkan yaptırmayacağının düşünülmesi olarak ortaya çıkıyor.

Yani CTP, iç siyasetteki en büyük kozunu (şu anki mevcut siyasi durum devam ederse) sonucu hemen hemen belli bir seçimle harcamak istemeyebilir diyebiliriz.

Bu detayı anlattıktan sonra, normal senaryo üzerinden gidersek, yani Hoca aday, CTP de yeni bir başkan seçecekse, kuşku yok ki bu konuşma yine boykot edilmeyecektir.

Çünkü, içinde bulunduğumuz KKTC siyasi atmosferi buna kesinlikle aman verecek cinsten değildir. Yapılacak olan boykot (normal senaryoda) hem Erhürman’ın adaylığına hem de yeni seçilecek başkanın siyasi kariyerine büyük zarar verebilecek niteliktedir. 

Lakin aşılması gereken tek badire bu değildir, bir de Külliye mevzusu vardır.

Yine malumunuzdur, Külliye inşaatı daha yeni başladığında patlak veren başarısız eylemlerin baş örgütleyicisi CTP idi. Külliye’yi gereksiz bir ‘maddi savurganlık’ diyerek niteleyerek yapılan bu eylemlerden sonra gelinen noktada yerleşkenin açılışı için belirlenen tarih 15 Kasım 2024’tür.

Hemen hemen her CTP yetkilisinin canını sıkan soruysa şudur: “CTP, Külliye’ye gidip, girecek mi?”

Bence bu sorunun cevabı da “girecek” şeklindedir. Başka türlüsü düşünülemez.

Üstelik bu durum hem teknik, hem de siyasi olarak düşünülemez bir haldedir.

Kısır ve bağımlı KKTC siyasetindeki durum budur.

Teknik olarak CTP’liler dışındaki 31 vekilin yeni görev yeri Külliye olacağı için, CTP ana muhalefet görevini eski mecliste sürdürmek gibi bir eylemde bulunamaz. Siyaset ise durum 14 Kasım 1983 gecesinden farksızdır. O zaman Rauf Denktaş’ın tarihe mal olmuş “Cumhuriyetin ilanına onay vermezseniz, yeni kurulacak düzende siyaset yapmanız söz konusu olamaz” ifadeleri, “Külliye’ye gelmeyen siyaset yapamaz” şeklinde kabul edilmelidir.

Ha başka ne yapılabilir?

Radikal ama bence gerekli adım meclisten çekilme, Toplum liderliği seçimine odaklanma, uluslararası hukuk mücadelesi başlatma ve Kıbrıs sorununda, KKTC’den vazgeçip, Kıbrıslı Türklerin buna mahkum halinden çıkarılmadır.

Ama kolay mı?

Kendi varlığını bir yandan “KKTC’nin idamesi” için şekillendirip, çözümün karşısındaki en büyük olguyu yüceltme, kuşku yok ki yeniden birleşme, yani federal çözüm konusuyla büyük çelişki içindedir.

KKTC’nin sunduğu enstrümanlarla buraya kadar.

Nereye?

Kendi varlık sebebine çelişik davranıp, dış müdahalelere açık hale gelme ve alt yönetimde bir çeşit memur tipi siyasetçi olma, KKTC siyasetinin kaderidir.

CTP’nin kaderi elbette kendi kararını vererek şekillenecektir.

Fakat şu kesindir: Hem ekmek bütün, hem de köpeğin karnı tok şeklinde giden kolaycı anlayış artık bozulmuştur.

Bence tarihler tekrardan 14 Kasım 1983’e dönmüştür. Bunun değişmesinin tek çaresi yakın bir gelecekte Kıbrıs sorunu konusunda yaşanacak dramatik bir dönüş ve sorunun çözüm yoluna girmesidir.

Yoksa bu topraklardaki tarih, kendini sürekli tekrar eden kötü bir takım olaylarıyla ünlüdür…


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.