MİT ‘merceğinin’ ortaya çıkardığı çarpıcı bilgiler…

Yayın Tarihi: 24/11/23 07:45
okuma süresi: 8 dak.

Son ayların popüler konusu, malumunuzdur, İskele’deki inşaat patlamasıdır.

Geçen hafta önce ICJJ’nin 3.6 milyon belgeyi inceleyip müthiş bir araştırmacı gazetecilik gösterdiği ‘Cyprus Confidental’ raporu, ardından da İngiliz Guardian gazetesinin bölgeyle ilgili yaptığı haberlerden sonra bu popülarite iyice tavan yapmış durumdadır.

Oluşan algı ise, Ukrayna savaşının ardından Rusya’ya uygulanmaya başlayan yaptırımlardan kaçmak isteyenlerin en güzel destinasyonunun bir ‘kara delik’ gibi olan KKTC piyasası olduğu yönündedir. Rapor ve haberlerde başta İskele olmak üzere Gaziveren ve Tatlısu taraflarında yaşanan inşaat patlamasının esas sebebinin buralara akıtılan kara para olduğu iddia edilmektedir.

Öyle ki, ICJJ’nin raporu, güneyde pek çok şirketin bu işe giriştiğini, ardından yaptırımlar gelince de kendine kuzeyden ortaklar bulup, paranın yönünü değiştirdiği yönünde bir takım bulguları da ortaya koyuyor. Ama esas mesele Guardian’ın yaptığı haberdeki ayrıntılar. Mesela gazeteye konuşan bölgeden bir Rus vatandaşı, KKTC’de taşınmaz almanın, banka hesabı açmanın ve hesap sorulmadan iş yapmanın nimetlerini anlata anlata bitiremiyor. Elbette çok talihsiz bir durum.

Öte yandan, İsrail-Filistin savaşının yeniden patlamasının ardından özellikle Türkiye medyasında çıkan ve KKTC’nin parsel parsel Israil’e satılmakta olduğunu iddia eden anti-semitik haberler de konun bir başka önemli bacağını oluşturuyor.

Haftalardır KKTC hamaset çevrelerine mensup yazarlar tarafından Türkiye medyasına pompalanan bu haberler, oradaki ‘komplo sever’ bir takım emekli asker kökenli çevrelerin bilindik kıyamet teorilerine meze olunca, konu Türkiye basınına da gündem oldu.

Gerçekten de ortaya atılan komplo teorilerini okuyunca dudaklarınız uçuklar! Yok efendim, KKTC’de AB fonlarından beslenen odaklar bu satışlarda ön ayak oluyormuş da ada ‘Kenan topraklarına’ dahil olduğu için zaten Yahudilerin hedefindeymiş de böyle giderse Filistinlilerin yaptığı tarihsel hataya düşüp (Yani topraklarımızı satıp) vatansız kalacakmışız da…Neler neler…

Yani, Karpaz’ın dahil olduğu (Allah’tan dahil de talan edilmedi) Natura 2000 projesinin iptalini isteyenler mi istersiniz, Karpaz’daki marinanın aslında düşman gemilerine yataklık yapmak için inşaa edildiğini iddia edenler mi istersiniz, ortalık komplo teorisinden geçilmiyor!

Kısacası öyle bir algı yaratıldı ki duyan adanın kuzeyi hepten İsraillilere satıldı da kimsenin haberi yokmuş filan sanır.

Fakat bu algının ve propagandanın sonu, geçtiğimiz gün Türkiye basınında bizzat resmi makamların ağzından bir açıklamayla geliverdi!

Dün sadece kuzey basının değil, güney basının da manşetlerini süsleyen Milliyet gazetesinin haberine göre hem Türkiye Dışişleri Bakanlığının hem de Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), aralarında İngiliz, İsrail ve İran vatandaşlarının da yer aldığı yabancıların KKTC’de mülk edinmelerini izlemeye aldığı ortaya çıktı.

Habere göre konu Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın 2024 mali yılı bütçesinin kabul edildiği komisyonda gündeme geldi ve soru bizzat Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a soruldu. Fidan da “Bu iddialara biz bakıyoruz, bir önceki görevimden itibaren de baktığımız bir konuydu bu” diyerek, iddiaların MİT’in de takibinde olduğunu ifade etti.

Fidan devamla şu önemli ayrıntıları da vermiş: “2000 yılından bu yana İsrail vatandaşları tarafından yapılmış toplam 200 küsur emlak alım başvurusuyla tüm ülkeler arasında İsrail vatandaşları 12. sırada. Sadece son beş yılda KKTC’de emlak alım başvurusu toplamda 15 bin yani İsrail değil başka ülkelerden. 2000’den bu yana İngiltere birinci sıradaymış, son beş yılda da İran birinci sıraya geçmiş. KKTC’de üçüncü ülke vatandaşlarına taşınmaz mal satışları biliyorsunuz Bakanlar Kurulu onayına bağlı olarak yapılabiliyor veya kiralanabiliyor. Biz Kıbrıs’ı bağımsız bir devlet olarak ve egemen bir devlet olarak tanıdığımız için Kıbrıs yetkilileri nezdinde bu endişelerimizi gündeme getiriyoruz.”

KKTC yetkililerinden istesek de alamadığımız, sorsak da duyamadığımız bu önemli cevapları, bir başka ülkenin Dışişleri Bakanından duymamız tam da eşit egemenlik arayan bir ‘devletçiğe’ yakışır bir durum.

Bu keskin ayrıntıyı bir kenara bırakacak olursak, Fidan’ın ifadelerinde son derece önemli bilgiler var.

Mesela 2000 yılından beri bu işler MİT’in merceğindeymiş, bunu bilmiyorduk. Sadece son 5 yılda yabancıların toplam 15 bin emlak başvurusu yaptığını yine Fidan’ın ifadelerinden anlıyoruz. Bu arada kendisinin Dışişleri Bakanı olmadan önce MİT Başkanlığı görevinde olduğunu hatırlatmak isterim.

Yine bakanın ifadelerine baktığımızda ‘KKTC, İsraillilere satıldı’ haberlerini pompalayanlar için durum pek iç açıcı değil. Çünkü verilen bilgiye göre, 2000 yılından bu yana KKTC’de emlak alım başvurusu yapan İsraillilerin sayısı toplam 200. Bu da onları ülke sıralamasında 12.sıraya koyuyor.

İlk sırada ise İranlılar var. Beş yıl öncesine kadar bu konuda liderlik tahmin edileceği üzere İngilizlere aitmiş.

KKTC Başbakanından ya da ilgili bakanından böylesi bilgileri alamıyoruz, sağ olsun sayın bakan en azından neyle karşı karşıya olduğumuza dair önemli bilgiler verdi.

Peki bu işin sonu ne olacak? Vallahi benim anladığım kadarıyla, başta İskele olmak üzere, adanın kuzeyi kara para aklama merkezi haline getirildiği iddiası ciddi bir mevzudur.

Türkiye, uzun süredir dahil edildiği ve ‘kara para aklama’ şüphesi bulunanların girdiği gri listeden çıkmak için çabalamaktadır. Dolayısıyla Kıbrıs’ın kuzeyinde meydana geldiği iddia edilen bu türden olaylar Türkiye’nin başına bela açacak nitelikten olaylardır çünkü herkes KKTC’nin esasında kime tabi olduğunu bilmektedir.

Konunun bir başka tarafı, son günlerde güney basınında yer aldığı üzere, yüzde 90’ından fazlası Rum malı üzerine yapılan bu inşaatların dava edileceğidir. Ve bu davalar muhatap olarak Türkiye alınmaktadır. İlla ki baş ağrıtacak bu gelişme, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini de etkileme potansiyeline sahiptir. Yani düşünün, şimdi Rum sahipler, kalkıp da gidip İran mahkemelerinde ya da başka uluslararası mahkemelerde dava açsalar, muhatap olarak Türkiye alınacaktır.  

İşin bir başka tarafı konu direk ya da indirekt Kıbrıs sorununun mülkiyet mevzusu içine girdiği için, siyasi açıdan da sakıncalar yaratacaktır. Rum basının ikide bir ‘mülkiyet sorununda muhataplarımız Ruslar, İranlılar oldu’ demesi, sorunların daha da komplike anlama geleceğini göstermektedir.

Ve son olarak, öyle ya da böyle, patlayan bu inşaat piyasasına bağımlı müthiş bir iç ekonomik faaliyet vardır. Birçok kesim bu işlerden ekmek yemektedir. Bu işle birdenbire durursa, toplu batmalar, feci ekonomik sonuçlar ve buna bağlı sosyal patlamalar meydana gelmesi kaçınılmaz bir durumdur.

Kısacası konunun birden fazla İngilizlerin tabiriyle ‘sıcak patates’ denilen noktası vardır ve doğrusunu söylemek gerekirse, bütünüyle nasıl başa çıkılacağı konusunda pek bir fikrim yoktur.

Zaten işin içine ‘MİT merceği’ girmese, belki de hiçbir şeyden haberimiz dahi olamayacaktı.

Ama hissiyatım bu konunun büyüyerek devam edeceği ve potansiyel olarak bir takım yıkıcı yerlere varabileceği yönündedir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.