Haklı bir isyan…

Yayın Tarihi: 28/11/23 07:00
okuma süresi: 7 dak.

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği (KTTB) ile Kıbrıs Türk Eczacılar Birliği (KTEB), “sahte reçete soruşturması” kapsamında Sosyal Sigortalar Dairesi'ni denetlemesi için  dün gidip Sayıştay Başkanlığına başvurmuş. Gayet haklı hatta geç kalınmış bir tepki.

Başvuru sonrası basına ortak açıklama yapan birlik yöneticilerinden KTEB Başkanı Umut Öksüz, konu ile ilgili eczacılar-hekimlerin değil, başkalarının da sorumlu olduğunu ve denetlenmesi gerektiğini kaydetti.

Polis nezdinde başlatılan soruşturma kapsamında Sosyal Sigortalar Dairesi ile sözleşme imzalayan eczacıların ve serbest çalışan hekimlerin kamuoyu nezdinde zan altında bırakıldığını belirten Öksüz, “Her şeyden önce şunu belirtmek isteriz ki, evrensel hukuk prensipleri kapsamında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılmaz” ifadelerini kullandı. Yalan mı?

Devamla, Sosyal Sigortalar Dairesi ile eczacılar arasında yapılan sözleşmede, eczacıların sözleşme hilafına işlem yapmaları halinde daire tarafından ödeme yapılmayacağının da belirtildiğini aktaran Öksüz, “Sosyal Sigortalar Dairesi tarafından yapılan şikayet tahtında polis tarafından başlatılan soruşturma kapsamında alınan reçeteler, dairenin eczacılarla yapılan sözleşme ve/veyahut sözleşmeler kapsamında ödemeyi uygun bulduğu reçetelerdir” derken, bahse konu reçeteleri uygun bulup da ödemeyi yapan Sosyal Sigortalar Dairesi yetkililerinin de soruşturma kapsamında yer aldığını söyledi.

Öksüz’ün bu ifadelerini haksız bulan var mı bilmiyorum ama adına ‘sahte reçete skandalı’ denilen ve ‘temiz eller operasyonu’ gibi sunulmaya çalışılan bu soruşturmanın iyice çığırından çıktığını düşünüyorum.

Geçtiğimiz hafta zorlukla yürüyen 86 yaşındaki doktoru marifetmiş gibi tutuklayan ancak dün meclisin gündeminde olan Kıb-Tek’teki 20 milyon dolarlık vurgun için kılını kıpırdatmayan yetkililerin bu büyük vebalin altından nasıl kalkacağını doğrusu merak ediyorum.

Bir cadı avına dönüşen ve toplumun en saygın mesleklerinden iki tanesini tümden töhmet altına sokan bu soruşturmanın daha ilk gününden “reçeteyi yazanlar iyi güzel de, bunları onaylayıp ödeme yapanlar kim?” diye ben de herkes gibi sormuştum.

Bu konudaki iddialar daha ilk günden konuşulmaya zaten başlanmıştı ama nedense dikkate alınmadı.

Düşünün, ayın ilk 20 günü reçeteler normal seyrinde sürecek ama ayın son 10 günü neredeyse 100 katına çıkacak ama kimse bundan şüphe etmeyecek, öyle mi?

Bakınız, burada temiz insanları tenzih ederim, amacım kimseyi karalamak değildir ama bu konu ilk olarak 2020’de gündeme geldiğinde konuyla ilgili adım atmayıp, sus pus olanların hiç mi suçu yoktur, ben de herkes gibi soruyorum.

Yine Öksüz’ün açıklamasından alıntıyla, yaklaşık 50 eczacı ve 17 doktorun dahil olduğu bu soruşturmanın diğer ayaklarına ne zaman sıra gelecek? Bu işin içinde üst düzey bürokratların, müsteşarların, müdürlerin hatta bakanların olduğu konuşuluyor. Üstelik bunlar öyle gizli saklı da değil, aleni şekilde sokaklarda, her yerde konuşuluyor.

Mesela geçen gün bir eczanemize ilaç almaya gittim. Eczacı istediğim ilacın olmadığını ama benzerinin olduğunu söyleyerek onu önerdi. İlaç benim değildi, arkadaşımı aradım, o da olur dedi. Sonra herhalde beni tanımış olsa gerek, “artık ilaç önermekten bile korkar hale geldik. Bizi ne hale getirdiler” diye söze girerek, açtı ağzını, yumdu gözünü.

Hemen her gün korku içinde yaşadıklarını, toplum içine çıkamaz olduklarını, tüm eczacı camiasının infial içinde olduğunu, ortada büyük bir komplo olduğunu söyleyerek “Eli ayağı tutmayan, yaşlı insanlara çok yardımlar yaptım. Pandemi zamanı evlerine servis yaptım. Şimdi telefonla aradıklarında onlara yardımcı olamıyorum, yaşlı başlı insanları, bazılarının kimsesi yok, eczaneye gelmeye mecbur bırakıyorum. Biz bu işe isyan ediyoruz ve artık susmayacağız” dedi.

İşte dün yapılan şikayet ve açıklama bu isyanın eseridir. Doktorlar da eczacılar gibi aynı isyan içinedirler. Her iki grup için de masumiyet karinesi dikkate alınmamıştır. Bunun da en büyük sorumlusu basın ve onun yalancı çobanlarına büyük bir meziyet gibi inananlardır.

Bu olay patlak verdiğinde her iki camiayı da tümden ‘suçlu’ ilan edenler, belki de muhtemelen siyasi komploya prim verenler, sonradan timsah gözyaşları dökmeye başlamışlardır ama olan olmuştur. Fakat bundan da vahimi toplumun özellikle de sosyal medya üzerinden gösterdiği tepkilerdir.

Çıkan her haberi sorgusuz sualsiz doğru kabul eden, herkesi gazeteci zanneden, haberin sadece başlığını okuyup içeriğine bakmayan, doğruluğunu sorgulamayan ve son yılların toplu popüler aktivitesi olan ‘linç’ işine balıklama dalan toplum da en az basın kadar suçludur.

Bakınız, her meslek dalı içinde düzenbazlar, hırsızlar olabilir, buna hiç itirazım olmaz. Bu hayatta herkes, her şeyi yapabilir, bunu da biliyorum. Suçlular illa ki cezalandırılsın, bunda da asla gözümü kırpmam.

Ama memleketin her tarafından yolsuzluk fışkırırken, kara para sokaklara taşarken, adam kayırma, çökme, siyasi rant gibi şeyler normalleştirilirken, toplumun en önemli kesimlerine -ki buna yıllardır süren linç kampanyalarıyla öğretmenlerimiz de dahildir- yapılan bu pervasız saldırıları normalmiş gibi değerlendiremeyiz.

Üzgünüm ve yeter diyorum!

Dünyanın en güvenilir 3 mesleğinden ikisini (diğeri hemşireler) bu şekilde pervasızca harcayabilen bir toplum, yarın öbür gün sıranın kendisine geleceğini ancak ortada kimsenin kalmayacağını bilsin.

Aynen o meşhur Nazi hikayesindeki gibi…

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları