BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Son 51 gün: Sessiz çoğunluğun fısıltısı!

Yayın Tarihi: 29/08/25 07:00
okuma süresi: 9 dak.

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru geri sayım sürüyor. Takvim yaprakları azaldıkça tartışmalar çoğalıyor, sorular derinleşiyor, cevaplar ise sürekli karanlıkta kalıyor. Vatandaşın zihninde biriken sorular, her geçen gün büyüyen bir yankı gibi toplumun vicdanında dolaşıyor. “Sorulmayan soruların değil, cevapsız bırakılan soruların bedelini, bir millet öder... İşte bu yüzden, bugün sormak cesaret değil zorunluluktur.

Sol kesime yöneltilen sorular, yıllardır aynı kısır döngünün içinde tıkılıp kalınmasıdır. Federasyon söylemi yarım asırdır dile getirildi, ama tek bir adım ileri gidilmedi. Herkes tarafından en fazla sorulan soru şudur: “Siz, diğerlerinin yapamadığını yapıp, Rum tarafını ikna edebileceğinizi, neye dayanarak iddia ediyorsunuz? Öncekilerin, verdiği tavizlerden fazlasını vermeyi mi düşünüyorsunuz?” Bu sorunun cevabını vatandaş şimdi daha fazla bilmek ve öğrenmek istiyor. Çünkü toplum artık hayal satışı değil, gerçek sonuç istiyor.

Yine aynı noktada, “BM müktesebatı tek çıkış yolumuz” diyorsunuz. İyi ama, o müktesebatta daha önce sunulan harita da var. O haritada toprakların yüzde yirmisi Rumlara veriliyor iddiaları da vardı. Peki, siz bu bölgelerden oy isterken, oralardaki insanlara ne diyorsunuz? Sizin ortaya çıkarabileceğiniz haritada, federasyon ne anlama gelecek? Vatandaş bunları da bilmek istiyor.

Türkiye’nin federasyon tezini artık rafa kaldırdığını ilan etmesine rağmen, siz seçildiğinizde, Türkiye olmadan mı masaya oturacaksınız? Bunu açıkça söyleyebiliyor musunuz? Çünkü halk, Türkiye’siz bir masanın ne anlama geldiğini de çok iyi biliyor. Bir taraftan da dört ön şart” diyorsunuz; Rum tarafı bunları reddederse, siz ne yapacaksınız? Alternatifiniz nedir? KKTC’ye sahip çıkmak da bir alternatif midir, yoksa sadece masaya bağımlı mı kalacaksınız? Bu sorulara herkes şimdi, daha net ve açık yanıtlar bekliyor...

Vatandaş bu soruları defalarca dile getiriyor, çeşitli ortamlarda, televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve her türlü platformda yineliyor. Ancak karşı taraftan gelen tek yanıt, derin bir sessizliktir… Oysa sorular susturulduğunda gerçekler kaybolmaz, sadece daha gür bir şekilde katlanarak çoğalarak geri döner. Halk, bu suskunluğun bir strateji değil, bir çaresizlik olduğunu düşünüyor. Çünkü susmakla sorunlar çözülmez, tam tersine büyür, birikir ve toplumsal güveni zedeler. Cevap alamadıkça vatandaşın zihninde şüpheler çoğalır, kalbinde kırgınlıklar derinleşir. Bugün halkın beklediği şey, kaçamak ifadeler değil, açık ve net yanıtlar, dürüstçe ortaya konulan alternatiflerdir. Sessizliğin ardında saklanmak, toplumsal vicdanda sadece bir güvensizlik duvarı örmekten başka hiçbir işe yaramaz. Gerçeklerden kaçanlar, sonunda halkın sorularından kaçamayacaklarını bilmelidirler...

Ama öte yandan, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru ilerlerken, sağ kesime yönelen sorular da bir o kadar yakıcıdır. Vatandaşlık dağıtımları, istihdam furyaları, orman arazilerinin peşkeşi, kamu kaynaklarının partizanlık uğruna tüketilmesi, tabanca taşıma izinlerindeki artışlar, “Z” ve “T” izinlerinin seçim yatırımı gibi dağıtılması ve daha sonra da bazı kararların farklı nedenlerden dolayı geri alınması, soru işaretlerini daha fazla artırıyor… Bütün bunlar hangi gerekçeyle yapılıyor? Halk artık “spekülasyon” kelimesiyle avutulmak istemiyor. Çünkü devletin itibarını zedeleyen her karar, bu ülkenin geleceğinden çalındığını bilen kesim, daha fazla bilinçleniyor, farkındalığını artırıyor ve çoğalıyor...

Devleti yönetenler, emaneti yönettiklerini unuttuklarında, o emanetin bedelini kim ödeyecek? Tabii ki bunun cevabının, halk olduğunu bilenlerin sayısı, yeni jenerasyonlarla birlikte daha fazla artıyor. Sağ kesimden beklenen, gerçekleri gizlemek değil, şeffaflıkla onları ortaya koymaktır. Partizanlıkla, kıyaklarla, dağıtılan arazilerle seçim kazanmak değil, milletin güvenini kazanmak önemlidir. Çünkü seçim kazanılır ama itibar kaybedilirse, geriye enkaz kalır.

Bugün vatandaşın en büyük kaygısı, devletin itibarının zedelenmesidir. Devletin itibarı, bir kez kaybedilirse, onu yeniden inşa edilmesinin, nesiller alacağını bilen, bir kalabalığın artmaya başladığı da unutulmamalıdır... Büyük bir çoğunluk şimdi çok daha fazla farkındadır ki, kurumlar zayıflatıldığında, hukukun üstünlüğü gölgede bırakıldığında ve kaynaklar keyfi şekilde dağıtıldığında, bunun faturasını sadece bugünün nesli değil, gelecek kuşaklar da ödeyecektir. Bu gidişat devam ederse, yarın çocuklarımızın yaşayacağı ülkede adalete olan güven tamamen sarsılabilir, gençlerin umudu tükenebilir, uluslararası saygınlık geri dönülmez bir şekilde yitirilebilir. Vatandaş bu yüzden, devleti yönetenlerden sadece bugün için değil, geleceğin güvenliği ve onuru için de daha sorumlu davranılmasını bekliyor. Çünkü itibarını kaybetmiş bir devlet, ne içeride huzur sağlayabilir, ne de dışarıda saygı görebilir.

Bugünün gençleri artık çok daha bilinçli, sessiz çoğunluk çok daha uyanık. “Artık masallarla değil, hakikatlerle yönetilmek istiyoruz... Diyenlerin sayısı çoğalıyor. Sessiz seçmen, tüm bu gelişmeleri dikkatle yakından izliyor. İstenilen, sadece dürüstlük ve samimiyet. Çünkü siyaset, en çok da samimiyetsizliğin kurbanıdır.

Artık görülüyor ki genç seçmen de, bu seçimlerin en kritik belirleyeni olacak. “Gençlik bir ülkenin geleceği değil, bugünün değişim gücüdür...” Onlar, geçmişin ağır yüklerini taşımak istemiyor artık; kendi geleceklerini kendi iradeleriyle kurmak istiyorlar. Bu çağda, ezberlenmiş söylemlerle, tekrar eden vaatlerle ikna edilmiyorlar. Daha fazla özgürlük, daha fazla şeffaflık ve daha fazla adalet talep ediyorlar. Kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmayı, kendi ülkesinde gelecek hayali kurabilmeyi bekliyorlar. Eğer siyaset, bu gençlerin sesini duymakta geç kalırsa, sadece bir seçimi değil, yarının ülkesini de kaybedecektir. Çünkü gençlerin umudunu yitirdiği bir yerde, kalkınma da, demokrasi de, adalet de ayakta kalamaz.

Öte yandan, toplumun en büyük korkularından biri de, ülke siyasetine bulaşan kirlenmiş sektörlerdir. KKTC'de çeteleşme, kara para, yasa dışı bahis, forex ve fuhuş ağları artık sadece sosyal mesele değil, siyasi mesele haline gelmiş durumdadır. Bu yollarla zenginleşenlerin korunduğu iddiaları, halkın yüreğini sızlatıyor. “Bir milletin geleceğini çalan sadece dış güçler değil, içerdeki, suskunluktur aynı zamanda... Bu suskunluk, toplumun vicdanını kanatmayı sürdürüyor.

Bugün göz ardı edilen tüm bu kirlenmiş sektörler, yarının en büyük toplumsal çöküşünün kapısını daha fazla aralayacaktır. “Suç düzen haline geldiğinde, adalet yalnızca bir hayal olur...” Eğer kara paranın, yasa dışı bahis ağlarının ve çeteleşmenin önü alınmazsa, devletin otoritesi içeriden kemirilir, gençler kolay yoldan kazanç hayaline kapılır ve toplumsal değerler hızla aşınır. Bugün görmezden gelinen bu tablo, yarın siyasetin meşruiyetini, hukukun üstünlüğünü ve halkın güven duygusunu tamamen yok edebilir. Bir ülkede siyaset, bu karanlık sektörlerle iç içe geçtiğinde, artık kararlar halk için değil, çıkar grupları için alınmaya başlanır. Bu da sadece bugünü değil, geleceği de ipotek altına almak demektir. İşte bu yüzden vatandaş, suskunluk değil, kararlı adımlar görmek istiyor...

Seçime kalan 51 gün, sıradan bir geri sayım değildir. Bu süreç, belki de ülkenin kaderini belirleyecek en kritik eşiktir. Halk artık şunu soruyor: “Daha fazla çürümeye mi sürükleneceğiz, yoksa güzel günlere doğru bir adım mı atacağız?” Bu sorunun cevabı sandıkta gizlidir. Ama sandık sadece bir seçim kutusu değil, vicdanın aynasıdır da aynı zamanda...

Bu yüzden bugün, tüm adaylara ve partilere sesleniyoruz: Halkın aklıyla oynamayın. Sessiz çoğunluğun iradesini hafife almayın. Çünkü bu kez gerçekten farklı bir dönemdesiniz. “Halkın sabrı bittiğinde, siyasetin ömrünün de bittiğini unutmayınız!

Seçim günü geldiğinde, en güçlü ses belki de en sessiz seçmenden yükselecek. İşte o ses, ya çürümüş bir düzeni tarihe gömecek ya da geleceğe güvenle bakmamızı sağlayacak.

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.